1505 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsin muhtelif rivayetlerini
Buhârî «Zekât» bahsinin birkaç yerinde, «Itk, Mükâteb, Hibe, Büyü', Ferâiz,
Talâk, Şurût, Et'ime» ve «Keffaret-i Eymân» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Itk» da;
Tirmizî Vasâya»da; Nesâî «Buyu', Itk, Ferâiz» ve «Şurût» bahislerinde; İbni
Mâce «Itk» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Burada veîâ'dan murâd:
Âzâd ettiği köle veya cariyeye mirasçı olmaktır. Buna hususî tabiriyle velâ-i
atâka derler.
«Bu sana mâni'
değildir.» cümlesi: «Câriye sahiplerinin koştukları şart velâ'nın senin olmasına
mâni' değildir.» manasınadır.
Kitabet: Yazı yazmak,
bir araya toplamaktır. Şerîatte : Bir köle veya cariyeyi kazancı hususunda
derhal; boynunun esaretten kurtulması hususunda bilâhare olmak üzere
hürriyetine kavuşturmaktır. Buna mükâtebe denir. Mükâtebe köle ile sahibi
arasında yapılan bir akiddir. Bu akde mükâtebe denilmesi ihtimal iki tarafın da
vesika yazmasındandır.
Kölenin borcunu taksitle
ödemesine bakarak verilmiş olması da muhtemeldir. Çünkü köle kitabet bedelini çalışıp
kazanmak suretiyle taksitle öder. Mükâteb köle kazancı hakkında akdin
tamamından sonra hemen hür olur. Artık kazandığı kendinindir. Fakat tam
hürriyetine ancak şahsına biçilen kıymeti sahibine ödedikten sonra kavuşur.
Bundan dolayıdırki: «Mükâteb, kölelik zilletinden uçmuş, fakat hürriyet
sahasına konamamıştır.» derler. Yâni mükâtebin hâli devekuşuna benzer.
Devekuşuna, uç dense: Ben deveyim; yük taşı dense: kuşum, dermiş.
«Allah'ın Kitabı'ndan
murâd Şeyh Tekiyüddîn'e göre muhtemelen Allah'ın hükmüdür. Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
«Allah'ın kitabında
olmayan bazı şeyleri şart koşuyorlar...» buyurarak köle sahiplerinin velâyı
kendilerine şart koşmalarına i'tiraz etmiş; bu şartın vasıtalı veya vasıtasız
olarak Allah'ın Kitabında bulunmadığına İşaret buyurmuştur. Zîra bütün şeriat
yâ doğrudan doğruya yahut bilvasıta Kur'ân-ı Kerîm'de mevcuttur. Vasıtasız emir
ve nehîleri namaz, oruç ve sair ibâdetlerle içki, zina ve emsali menhiyyât
hakkındaki âyetlerdir. Vasıtalılardan murâd:
«Nebi sîze ne getirirse
onu kabul edin!»
«Allah'a ve Resulüne
itaat edin!» [Al-i İmran 32] gibi umûmî hükümlerdir.
Hattâbî : «Maksad,
Kitâbullahda nassan bildirilmeyen şeyler bâtıldır demek değildir; çünkü (Velâ'
âzâd edene âiddir) ifadesi Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sözüdür.
Ama ona itaat emri Kur'ân'da vardır. Bu sebeple onun sözünü Kitâbullaha izafe
etmek caizdir.» diyor.
Kitâbullah tâbiri ile
Kur'ân'da veya sünnette zikredilen hükmü ilâhî de kasdedilmiş olabilir.
Bâzıları: «Kitabdan murâd: Levhi mahfuzda yazılı bulunan şeylerdir.»
demişlerdir.
«Allah'ın şartı hak ve
mevsuktur.» ifâdesi metni hadîste ismi tafdîl sîgasiyle vârid olmuştur.
Binâenaleyh cümleyi: «Allah'ın şartı daha hak ve daha mevsuktur.» şeklinde
terceme etmenin daha doğru olacağı hâtıra gelebilirse de burada ismi tafdîl
sîgası kendi mânâsında (yâni derece bildirmek için) kullanılmamıştır. Maksat
yalnız Allah'ın şartının hak ve sağlam olduğunu; başkalarının koştukları şartın
hiçliğini anlatmaktır.
Ebû Bekr b.Ebî Şeybe
rivayetinde:
«Velâ' ni'mete sâhib
olana âiddir.»buyurulmuştur. Bunun mânâsı dahî «Velâ', âzâd edene aittir.»
demektir. Çünkü mîras hakkını kazandıran velâ' ancak âzâd suretiyle olur,
Ebû't-Tâhir
rivâyetindeki «üç sünnet»den murâd : Üç hükümdür; yâni Berîre sebebiyle üç
şer'î hüküm öğrenilmiştir.
Hz. Berîre binti Safvân,
Ensâr'dan bir kavmin cariyesi idi. Bâzıları Ebû Ahmed b. Cahş'in; bir takımları
da Benî Hilâl'den birinin cariyesi olduğunu söylerler. Kıbt kavmindendi.
Kirmani: «Berîre, Hz. Âişe'nin cariyesi idi. Vaktiyle Utbeb. Ebî Leheb'in
mülkünde idi.» diyor. Zehebî onu sahâbiyyeler meyânında zikretmiştir. Hattâ
Taberânî «El-Mu'cem»inde ondan şu hadîsi rivayet eder :
«Abdülmelik b. Mervân
dediki: Medine'de Berîre'nin meclisinde bulunurdum. Bana şunu söyledi:
— Ey Abdülmelik! Ben sende bir takım iyi
hasletler görüyorum. Sen bu emirlik işini üzerine almağa cidden lâyıksın. Ama
emîr olursan dünyadan sakın! Çünkü ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi've
Sellem)'i şöyle buyururken işittim;
— Bir kimse cenneti görmüşken, bir müslümandan
haksız yere akıttığı bir şişe dolusu kan sebebiyle, onun kapısından
kovulacaktır.
Kocasının ismi
ihtilaflıdır. Sahîh rivayetlerde isminin Muğîs olduğu zikrediliyor. Bâzı
rivayetlerde Muattib , bir takımlarında Mukassim denilmiştir. Hadîsin bâzı
rivayetlerinde bu zâtın köle, diğerlerinde hür olduğu tasrîh edilmektedir.
Hz. Berîre'yi sahipleri
mükâteb yapmışlardı. Kitabet bedeli bir rivayete göre senede bir okıyye ödemek
şartiyle dokuz okıyye idi. Bir ckıyye o zamana göre kırk dirhem gümüşten
ibaretti. Sonraları muhtelif memleketlerin ıstılahlarına göre değişmiştir.
Başka bir rivayette bedelin beş yılda taksitle ödenecek beş okıyye olduğu
zikredilmektedir. Bu iki rivayetin arasını bulmak için Ayni tercih cihetine gitmiş
ve dokuz okıyye rivayetinin esah, ötekinin munkatı' olduğunu söylemiştir.
Bâzıları: «İhtimâl bu beş okıyye taksiti dokuz okıyye cümlesindendir; yahut
taksitlerinden bir kısmını ödemiş de beş okıyye kalmıştır.» demişlerse de
rivayetlerin birindeki: «Kitabet bedelinden hiç bir şey ödememişti.» ifâdesi bu
te'vîli reddeder.
Nevevi: «Bu hadîs ahkâm
ve kavâdi çok olan büyük bir hadîstir; içinde mezheplerin ayrıldıkları yerler
vardır...» diyor. Filhakika hadîs-i şerîften birçok hüküm ve fâideler
çıkarılmıştır. Şöyle ki:
1- Bu hadîs mükâtebenin
caiz olduğuna delildir. Bir kimse köle veya cariyesine : «Bana şu kadar para
getirirsen âzâd ol!» der; o da bunu kabul ederse artık mükâteb olur. Borcunu
tamamen ödediği zaman hürriyetine kavuşur. Mükâtebenin bir delili de :
«Eğer kölelerde bir
hayır olduğunu biliyorsanız onları mükâteb yapın!» âyet-i kerîmesidir. Bu
âyetin kitabet akdinin meşru' olduğuna delâleti aşikârdır. Yalnız buradaki
emrin vücub ifâde edip etmediğinde ihtilâf vardır. Dâvûd-u Zahirî ile ona tâbi
olanlardan başka bütün fukahâ, âyetteki emrin vücûb ifâde etmediğine
kaildirler. Zâhirîler'e göre âyetteki emir vücûb içindir. Bu kavil Amr b. Dînâr
ile Atâ 'dan ve bir rivayette İmam Ahmed 'den de rivayet olunmuştur. Hattâ
«Et-Takrîb» sahibi İmam Şafiî 'den dahî buna benzer bir kavil nakleder. Gerçi
burada: «Zahire bakılırsa emir vücûb ifade eder.» şeklinde bir i'tirâz
hatıragelebilirse de doğru değildir., Çünkü vücûba hamledilen emir,
karinelerden mücerred olan mutlak emirdir. Buradaki emir mutlak değil, «Eğer
onlarda hayır olduğunu bilirseniz» kaydı île mukayyeddir. Binâenaleyh mezkûr
emir, nedib mânâsına hamledilmiştir. Hanefîler'den bâzıları bu emri ibâha
mânâsına almışlardır. Ancak Aynî haklı olarak bunun doğru olmadığını
söylemiştir. Zîra ibâha mânâsına alınırsa âyetteki şartın hükümsüz kalması
iktizâ eder; çünkü mükâtebe akdi şartsız dahî bilittifâk caizdir. Kelâmullah
hükümsüz kalmaktan münezzehtir.
Ayetteki hayırdan murâd
: Kölenin âzâd edildikten sonra müslümanlara zarar getirmemesidir. Zarar verecekse
efdal olan onu mükâteb yapmamaktır.
îbni Abbâs ile îbni Ömer
(Radiyallahu anh) ve Atâ'ya göre hayırdan murâd: Hassaten kazançtır. Sevrî ile
Hasan.ı Basrî'den hayrın hassaten emânet ve dîn mânâsına geldiği rivayet
olunmuştur. Vefa, emânet ve salâh mânâsına geldiğini söyleyenler de vardır.
Kölede doğruluk, salâh ve kazanç hâssaları yoksa Hanefîler'e göre onu mükâteb
yapmamak mekruh değildir. îmam Mâlik ile Şafiî'nin kavilleri de budur.
îmam Ahmed'le îshâk ve
Şâfiîler'den Ebû'l-Hüseyn b. Kattan mekruh olacağına kaildirler. Cumhuru
fukahâya göre mükâteb ancak bütün borcunu ödedikten sonra âzâd olur. Çünkü Ebû
Dâvûd ve başkalarının rivayet ettikleri Amr b. Şuayb hadîsinde Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Efendimiz:
«Mükâteb, üzerinde
kitabet bedelinden bir dirhem borç kaldığı müddetçe köledir.» buyurmuştur. Zeyd
b. Sabit (Radiyallahu anh)'ın da aynı şeyi söylediğini İmam Şafiî «Müsned»inde
rivayet etmiş; kendisi de buna kail olmuştur. Hanefîler'in mezhebi de budur.
Ashab-ı kiram bu hususta
ihtilâf etmişlerdir. İbni Abbâs (Radiyallahu anh)'a göre köle veya câriye,
vesikayı sahibinden aldığı an yâni nefs-i akidle âzâd olur; kitabet bedeli için
ona borçlu kalır. İbni Mes'ud (Radiyallahu anh) kölenin kendi kıymetini
ödemesiyle âzâd olacağını söylemiştir. Zeyd b. Sabit (Radiyallahu anh)'ın
mezhebi de az evvel görülmüştü.
2- Evli cariyeyi mükâteb
yapmak caizdir. Zîrâ Berîre (Radiyallahu anha) evli idi. Kocasının hürmü köle
mi olduğu hususunda rivayetler muhteliftir. Buhârî'nin Hz. İbni Abbâs'dan rivayetinde
İbni Abbâs (Radiyallahu anh): «Onu köle olarak gördüm. Medîne sokaklarında
Berîre için ağlayarak ve göz yaşları sakalının üzerine akarak Berîre'nin
arkasından gittiğini hâlâ görür gibiyim. Buna göre ResûIullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) amcası Abbâs'a:
— Muğîs'in Berîre'ye olan aşkına. Berîre'nin de
Muğîs'e karşı nefretine şaşmıyor musun? dedi; ve Berîre'ye:
— Kocana dönsen (iyi edersin!) buyurdu. Berîre:
— Yâ Resûlâllah! Emir buyuruyor musun? diye
sordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
— Ben ancak şefaatte bulunuyoruml buyurdular.
Berîre:
— öyle ise benim ona bir ihtiyacım yok!
cevâbını verdi.» demektedir. Yine Buhârî'nin
«Ferâiz» bahsindeki rivayetinde : «Hakem: Berîre 'nin kocası hürdü;
dedi.» ifadesi vardır. «Mîrâs» bahsinde Esved'in dahî «hürdü» dediği
zikredilmiştir. Ancak Hakem'in sözü mürsel, Esved'inki ise munkatı' olmakla
illetlendirilmiştir. Babımız rivayetlerinde her iki vecih mezkûrdur.
3- Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Berîre'yi kocasında kalıp kalmamak hususunda muhayyer
bırakmıştı. Nevevî diyor ki: «Kocası köle olan bir câriye âzâd edilirse
nikâhını fesh edip etmemekte muhayyerdir. Bu bâbta ulemâ ittifak halindedir.
Kocası hür olursa İmam Mâlik ile Şafiî ve cumhura göre cariyeye muhayyerlik
yoktur.
İmam Âzam, Berîre'nin
kocası Muğîs'in hür olduğunu bildiren rivayetle istidlal ederek muhayyerlik
verileceğine kail olmuştur...»
Cumhur bu bâbdaki
rivayetlerin ayni kaziyyeye âid olduklarını ve meşhur rivayetlerde Muğîs'in
köle olduğu bildirildiğini, hattâ hür olduğunu bildiren rivayetler için hadîs
hafızlarının «hatâ, şâzz ve merdûddur. dediklerini nazar-i i'tibâra alarak
onları tercih etmişlerdir.
4- Velâ' hakkı âzâd
edene aittir. Bu hususta ihtilâf yoktur. Ancak velâ' hakkı olmamak şartiyle
âzâd edilen köle veya câriye hakkında ihtilâf olunmuştur. Buna «sâibe» denir
ki, cumhura göre şart bâtıl, velâ' hakkı âzâd edene aittir. İmam Ahmed'e göre
şart bâtıl değildir; şarttan sonra, âzâd eden kimsenin köle üzerinde velâ hakkı
kalmaz; hattâ mirasından bir şey almışsa mislini iade etmesi lâzım gelir.
İmam Mâlik, Mekhûl,
Ebû'l-Âliye, Zührî ve Ömer b. Abdilâziz bu takdirde velâ'nın bütün müslümanlara
kalacağına kail olmuşlardır. Zîra sahabeden bâzıları böyle yapmışlardır.
5- Hadîs-i şerîf kitabet
bedelinin taksitle ödeneceğine delildir. Hanefîler'e göre kitabet bedelinin
hemen ödenmesini şart koşmak yahut te'cîl etmek caizdir. Çünkü bu bâbdaki
âyet-i kerîme'de taksit ve te'cîl zikredilmemiştir; binâenaleyh nass üzerine
re'y ile ziyade caiz değildir. İmam Mâlik'in kavli de budur. Mâlikîler'den Ebû
Bekr: «İmam Mâlik'in kavli zahir itibariyle taksit ve te'cîlin burada şart
olduğunu gösterir; ama söz sahibi ulemâmız peşin ödemek suretiyle yapılan
kitabetin caiz olduğunu söylüyor; ve buna Kutâ'a namını veriyorlar, ki kıyâs da
budur.» diyor.
İmam Şafiî kitabetin
peşin ödemekle caiz olamayacağını söylemiştir. Ona göre hiç olmazsa iki taksit
şarttır. Zahir rivayete göre îmam Ahmed'in mezhebi de budur.
6- Köle âzâd ederken
velâ' hakkını şart koşmanın akdi bozup bozmayacağı ihtilaflıdır. Babımız
hadîsinin zahirine bakılırsa bozmaz. Zîra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
Hz. Aişe'ye:
«Velâ'yı onlara şart
koş!» buyurmuştur. Bâtıl bir akde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) izin
vermeyeceğine göre velâ' şartiyle yapılan akid caiz demektir. Burada
Şâfiîler'den Şeyh Takıyüddîn şöyle diyor: «Akdin sahîh olduğunu kabul edersek
acaba şart da sahih midir? Bu hususta Şafiî mezhebinde hilaf vardır. Bâtıl
olduğunu söylemek hadîsin lâfızlarına daha muvafıktır.»
Burada şöyle bir suâl
hatıra gelir: Fâsid şartla yapılan bir alış verişe Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) nasıl izin vermiş; ve bu şartı sonradan nasıl iptal etmiştir? Bu suâle
birkaç vecihle cevap verilmiştir:
a) Tahâvî'nin beyanına
göre Hz. Âişe hadîsinde velâ'nın şart koşulması yalnız Mâlik'in Hişâm'dan
naklettiği rivayette zikredilmiştir. Aynı hadîsi Hişâm'dan nakleden Leys b.
Sa'd ile Amr b. Haris rivayetlerinde ise Berîre'nin kitabet bedelini ödemek
şartiyle velâ' hakkını sahiplerinden bizzat Hz, Âişe istemiş; Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de :
«Bu şartı koşman
Berîre'yi almana mâni' değildir; onu satın al ve âzâd et! Velâ' ancak âzâd
edene âiddir.» buyurmuştur. Mâlik'in Hişâm'dan naklettiği rivayet buna
muhaliftir. O rivayette Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Hz. Aişe'ye :
«Berîre'yi al da şart
koş! Zîra velâ' hakkı ancak âzâd edene âiddir.» buyurduğu bildiriliyor. Mâmâfîh
mezkûr rivayetteki «şart koş!» emrinden «açıkla!- mânâsı da kasdedilmiş
olabilir; çünkü izhâr etmek: meydana çıkarmak, açığa vurmak mânâsında da kullanılır.
Bu takdirde hadîsin mânâsı şöyle olur:
«Senin azadının icâb
ettiği velâ' hakkının âzâd edene ait olduğunu da açıkla!»
b) «Onlara şart koş!»
cümlesi: «Onların aleyhine şart koş!» manasınadır.
c) Bu cümle tehdîd için
kullanılmıştır. Zahiri emir şeklinde olsa da bâtını nehîdir. Nitekim Teâlâ
Hazretleri küffâra «istediğinizi yapın!» buyurmuştur Muradı onları tehdîddir. Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in minbere çıkarak hutbe îrâd etmesi ve: «Bâzı kimselere ne
oluyor ki...» diye söze başlaması bu mânâyı te'yîd eder.
d) Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) velâ' hakkının âzâd edene âid olduğunu evvelce
haber vermişti. Berîre'nin sahipleri bunu bildikleri halde muhalif harekette
bulundukları için hadîs-i şerif kendilerini men' ve tekdir maksadiyle bu
lâfızla vârid olmuştur.
e) Bu şartın iptal
buyurulması köle sahiplerine mâlî bir cezadır. Çünkü şer'î bir hükme karşı
inadlık göstermişlerdir. Bû mesele katilin mîrasdan mahrum kalmasına benzer.
f) Bu hüküm umumî değil,
yalnız bu hâdiseye mahsustur. Tahsîsin hikmeti; şeriata aykırı olarak şart
koştukları şeyi mübalağalı bir surette men' etmek için şartın evvelâ kabul
sonra iptal edilmesidir. Nitekim Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
haccı umreye tebdil etmesi de o vak'aya mahsustu. Bunu ashabının me'lûf
bulundukları bir âdeti yâni hacc aylarında umre yapmamak âdetini mübalağalı bir
şekilde yıkmak için yapmıştı. Bâzan büyük bir maslahatı tahsil için küçük
mefsedete tahammül edilir.
Nevevî diyor ki: «Hz.
Âişe'nin Berîreyi satın alarak sahiplerine velâ'yı şart koşmasına bakılrsa
hadîs müşkîldir. Bu şart satışı ifsâd eder. Satanları aldatması, onlara sahîh
olmayan bir şart koşması da öyledir. Şu halde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) bu hususta Âişeye nasıl izin vermiştir? İşte bu işgalden dolayı
ulemâdan bâzıları bu hadîsi bütünü ile reddetmişlerdir. Yahya b. Eksem
bunlardandır. Yahya rivayetlerin birçoğunda şart lâfzının zikredilmemesi ile
istidlal etmiştir...»
7- Hattâbî'nin beyanına
göre bu hadîste mükâtebin satılabileceğine delîl vardır. Bu hususta kölenin
razı olup olmamasının, taksitlerini ödeyip ödeyememesinin ve bunların bir
kısmını ödemiş veya ödememiş olmasının hükmü yoktur. Şeyh Tekıyyeddîn mükâtebin
satılıp satılmaması hususunda ulemânın üç mezhebe ayrıldıklarını Boyler. Birinci
mezhebe göre mükâtebin satılması caiz; ikinciye göre caiz değildir. Üçüncü
mezhebe göre köle âzâd niyetiyle satın alınırsa caiz; hizmet için alınırsa caiz
değildir.
Mükâtebin satılmasını
caiz görenler babımız hadîsi ile istidlal etmişlerdir. Çünkü Berîre'ye mükâtebe
yapılmıştı. Ata', İbrahîm Nehaî, İmam Ahmed ve bir rivayette İmam Mâlik buna
kaildirler.
İmam Âzam, Şafiî ve bir
rivayette İmam Mâlik: «Mükâteb satılamaz.» demişlerdir. îbni Mes'ûd
(Radryallahu anh) ile Rabiâ'nin kavilleri de budur. Bu zevat Berîre hadîsi ile
istidlal edenlere:
«Berîre kitabet bedelini
ödemekten âciz kaldığı için onun kitabet akdi feshedilmişti.» diye cevap
vermişlerdir.
8- Köle veya cariyeyi
âzâd olmak şartiyle satmak caizdir. Zîra Berîre 'nin sahipleri velâ hakkında
münâzea etmişlerdi. Velâ* ancak âzâd olduktan sonra bahis mevzuu olabilir. Bu
gösterir ki, satışta âzâd şartı varmış.
Bir kimse sattığı malda
hayır mânâsı taşıyan bir şart ileri sürer de bu şart köle âzâdı gibi hemen ifâ
edilebilecek bir şey olursa İmam Şafiî'ye göre câiz; İmam Azam'a göre caiz
değildir.
9- Hattâbî diyor ki:
«Satışta ileri sürülen her şart satışın aslına dokunarak onu ifsâd etmez.
Şartlı satışın men' edilmesinin mânâsı bâzı satışlara ve şartların bir nev'ine
âiddir.»
Kaadî İyâd satıştaki şartların
üç kısım olduğunu söylemiştir. Bunların birincisi, akdin muktezâsı olan teslim
ve malda tasarrufun caiz olması gibi şeylerdir. Bu gibi şartların caiz
olduğunda hilaf yoktur. Çünkü bunlar şart koşulmasa da îfâ edilirler.
İkincisi: Satışın
muktezasından olmasa bile yararından sayılan, yük yüklemek, rehin vermek ve
muhayyerlik gibi şartlardır. Bunlar da caizdir; zira satışın yararına olunca
onun iktizâ ettiği şartlara benzerler.
Üçüncüsü: Akidlerde
ileri sürülmesi caiz olmayıp, akdin muktezâsına aykırı düşen veya aldatmak gibi
yasak bir vechi tezammun eden şartlardır, ki ulemânın ihtilâf ettikleri yer
budur.
Hanefîler'e göre şartlı
satış üç vecihle yapılır.
Birincisi: Hem satış hem
de şartın caiz olmasıdır, ki üç nevi'dir.:
a) Akdin iktizâ ettiği
uygun şartlar. Cariyeyi hizmet, hayvanı binmek şartiyle satın almak gibi.
b) Akdin muktezâsı
olmasa bile ona uygun düşen şartlar. Para karşılığı rehin olarak vermeyi yahut
satış meclisinde bulunan kefile vermeyi şart koşmak gibi.
c) Akdin muktezâsı olmayan
ve ona uymayan, fakat şerîatin cevaz verdiği muhayyerlik, va'de gibi şartlar.
Şeriat tarafından cevazı hususunda delîl olmadığı halde insanlar arasında örfü
âdet hâline gelen bir şeyi şart koşmak da istihsân yolu ile bu nevide dâhildir.
Ayakkabını, satanın ölçüp biçmesini şart koşmak gibi. Yalnız Hanefiyye
imamlarından Züfer buna muhaliftir.
İkinci vecih : Satış ve
şartın ikisi birden fâsid olmaktır ki, akdin iktizâ etmediği ve ona muvafık
düşmeyen bilâkis taraflardan birine yahut satılan mala menfaat sağlayan bir
şeyi şart koşmaktır. Buğdayı satıcının öğütmesini, köleyi başkasına satmamasını
ve âzâd etmemesini şart koşmak gibi. Bu takdirde köleyi sahibi âzâd ederse İmam
Âzam'a göre istihsânın fiyatını, İmâmeyn 'e göre ise kıymetini müşteriye öder.
Üçüncü vecih: Satış
caiz, şart bâtıl olmaktır. Bu da üç nevi'dir.
a) Akdin muktezâsı
olmayan ve menfaat yerine bilâkis zarar tezammun eden şarttır. Bir elbise veya
hayvanı başkasına satmamak, hibe etmemek yahut yiyeceği yememek şartiyle satmak
gibi. Burada satış caiz; şart bâtıldır.
b) Akdin muktezâsı
olmayan, bir fayda veya zararı da tezammun etmeyen şarttır. Yiyeceği yemek
şartiyle satmak gibi. Burada da satış caiz; şart bâtıldır.
c) Alanla satandan
birine yahut satılan mala değil de başkasına menfaat îcâb eden bir şeyi şart
koşmak satışı bozmaz. Ecnebi birine ödünç vermek şartiyle satmak gibi.
10- Tekıyyüddîn: «Bu
hadîste velâ' hakkının münhasıran âzâd edene âid olduğuna delîl vardır. Bu da
dostluk, yardımlaşma ve bir kimsenin elinde müslüman olma yahut kimsesiz bir
çocuğu sokakta bulup almakla velâ' hakkının sabit olmamasını iktizâ eder. Bu
suretlerin her biri hakkında fukahâ arasında hilaf vardır. Şafiî'nin mezhebine
göre bunların hiç birinde velâ' hakkı yoktur. Delili bu hadîsdir.» diyor.
Hanefîler'e göre velâ'
iki kısımdır. Velâ-ı atâka, velâ-ı muvâlât. Câhiliyyet devrinde Araplar
dostluk, akrabalık, kardeşlik, muahede, asabe. velâ-ı atâka ve velâ-ı muvâlât
gibi birçok şeyler sebebiyle yardımlaşirlardı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) bunlardan yalnız velâ-ı atâka ile velâ-ı muvâlâtı kabul ve takrir
buyurmuştur.
Velâ-ı atâka yahut
velâ-ı ni'met: Köle veya câriye âzâdı dolayısiyle te'essüs eden bir nevi
akrabalıktır. Âzâd edene mevle'l-atâka derler. Kölenin mirası ona kalır.
Velâ-i muvâlât: Nesebi
ma'ruf olmayan bir kimsenin nesebi malûm biri ile kardeşlik akd ederek : Sen
benim mevlâmsın; ölürsem bana mirasçı olursun; bir cinayet işlersem benim
nâmıma cezamı ödersin; demesi, onun da bunu kabul etmesidir. Nesebi malûm olan
şahsa mevle'l-muvâlât derler. Velâ-i muvâlât meşru' bir yardımlaşma akdidir.
İmam Ahmed'in «Müsned»inde rivayet ettiği bir hadîste ResûIullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem):
«Bir kavmin mevlâsı
onlardan kız kardeşleri oğlu onlardan, yeminlisi de onlardandır.» buyurmuştur.
Yeminliden murâd mevle'l-muvâlâttır. Çünkü Araplar muvâlât akdini yeminle
te'kîd ederlerdi. İmam Ahmed'in rivayet ettiği hadîsi Bezzâr «Sünen»inde Hz.
Ebû Hureyre'den; Dârimî «Müsned»inde Hz. Amr b.Avn'dan; Taberânî «Mu'cem»inde
Utbe b. Gazvân'dan tahrîc etmişlerdir.
11- Bir bid'at zuhurunda
hükümet reisinin halka hutbe îrâd edecek o bid'atın hükmünü bildirmesi ve
bid'atı yermesi müstehaptır.
12- Hükümdarın halka iyi
muamelede bulunması müstehaptır. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) velâ'
şartını kendileri için ileri sürenlerin yüzlerine bir şey söylememiştir. Zîrâ
onları utandırmadan da maksat hasıl olmuştur.
13- Münkeri gidermek
için mübalağa ve şiddet göstermek gerekir.
14- Kocası dururken
cariyeye kitabet akdi yapmak caizdir.
15- Cariyenin kocası
kitabet bedelini ödemek için çalışmaktan onu men' edemez.
16- Cariyenin kocası
köle ise, karısını kitabet akdi yapmaktan men edemez. Nitekim bir cariyenin
sahibi, köle ile evli bulunan câriyeeini âzâd edebildiği gibi, hür ile evli
cariyesini de kocasına satabilir. Velev ki, bu yaptığı aradaki nikâhın iptaline
müncer olsun.
17- Evli bir cariyenin
satılması boşanma değildir. Çünkü Hz. Berîre satıldığı zaman evli idi. Bu
hususta hilaf yoktur. Yalnız kocasının hürmü yoksa köle mi olduğu ihtilaflıdır.
Kocası köle olan câriye
âzâd edildiği zaman kocasından ayrılıp ayrılmamakta muhayyer bırakılacağı
hususunda ulemânın ittifakı vardır; fakat kocası hür olan cariye hakkında
ihtilâf etmişlerdir.
18- Sahibi, mükâtebin
başkalarından isteyerek tedarik ettiği kitabet taksitlerini kabul edebilir.
Zira Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Berîre'yi Hz. Âişe'den para istemekten
men etmemiştir.
19- Hadîs-i şerif
kölenin hurre ile evlenebileceğine delâlet etmektedir. Çünkü muhayyer bırakılan
câriye hürriyetine kavuştuktan sonra kocasını tercih edebilir.
20- Köle ve cariyenin
haberi makbuldür. Zira kendisinin mükâtebe olduğunu söyleyen Berîre câriye idi.
Hz. Âişe onun haberini kabul etti.
21- Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in et için:
«O Berîre'ye sadaka;
bize hediyyedir.» buyurması sıfat değiştiği zaman hükmün de değiştiğine
delildir. Binâenaleyh fakire sadaka olarak verilen eti veya hayvanı, zengine
satması ve hediyye etmesi caizdir.
22- Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Efendimize sadaka haramdır.
23- Hutbeye Allah'a
hamdü sena ile başlamak ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e salâtü selâmdan
sonra (emmâ ba'dü) demek müstehabtır.
Berîre (Radiyallahu
anha) hadîsinden bunlardan bâşka birçok faîdeler istinbât edilmiştir. İbni Huzeyme
ile İbni Cerîr bu bâbta birer büyük eser yazmışlardır. Biz bu kadarını nakil
ile iktifa ettik.